Dr.Dilaver Selvi´nin “Kurtulus Gemisi” Sohbetinden bir Kesit …
Zamanimizin Nuh(as) Gemisi misali …
Ümmet için Ağlayan Aşıklar…
Hak dostu, aşk rehberi Hazreti Mevlâna(K.S.) zamanında şöyle bir olay yaşanmıştır.
Fakih Sirâceddin Tatar-ı Konya’ya gelerek Hazreti Mevlâna’ya tâbi ve teslim olmuş, ondan edep ve ilâhî aşk dersleri alıyordu. Bir gün Hazreti Mevlâna, ona iltifat buyurup:
“Sirâceddin, hazır ol bu gece seni yanıma alacağım, özel sohbetimde bulunacaksın” dedi.
Sadece dini hayatımızın değil sosyal ve kültürel hayatımızın da temel dinamiklerinden biri olan tasavvuf, popüler kültürün ilgi alanına da fazlasıyla girmeye başladı son yıllarda. Ancak tasavvuf böylesi kolay ‘tüketim nesnesi’ haline getirilebilecek bir alan değil. Başlı başına bir ilim dalı. Bundan bihaber olarak tasavvuftan beslendiğini söyleyip eser verenler çoğu zaman ciddi bilgi yanlışlarına düşüyorlar. Bu anlamda toplumun tasavvuf konusundaki bilgisizliğini, tasavvuf denildiğinde neden belli manevi şahsiyetler etrafında dönüp durulduğunu İstanbul Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu Müdürü Ömer Tuğrul İnançer’le konuştuk. Söz uzayıp gitti ama siz okurlara yerimizin sınırlı olmasından dolayı sohbetten bu kadar hisse düştü.
Son yıllarda Mevlana’yla ilgili ve Mevlana’dan esinlenerek yazılan popüler kitapların sayısında bir artış var. Tasavvufa bir ilgi mi var yoksa geçici bir heves mi?
Bugün Türkiye’de manevi şahsiyet olarak üç isim etrafında döner durur bütün cahiller. Siyasetçisi de böyledir kendini edebiyatçı zanneden de böyledir. İstisnalar kaideleri kuvvetlendirir. Türkçe yazdığı iddia edildiği için Türkçecilikten kaynaklanan bir Yunus Emre. Acaba anlıyorlar mı Yunus Emre’yi? “Çıktım erik dalına anda yedim üzümü, bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu”. Bu orijinal Yunus Emre dörtlüğüdür. Anlasınlar bakayım. Ayrıca koskoca Yunus Emre divanı diye basılan kitaplardaki şiirlerin kısmi küllisi Yunus Emre’nin değildir. Çünkü Türkiye’de Yunus’luk bir
Tasavvuf mektepte öğrenilmez. Hiç kimse kitap okuyarak yüzme öğrenmez. Suya giren yüzmeyi öğrenir. İhtiyaç var o ayrı mesele. Ama bugün kimse tasavvuf öğrenemez. Tasavvuf tekkede öğrenilir mektepte değil.
meslektir. Tasavvuf terbiyesi almış bir çok zevatı kiram benlikten ve o benliği ifade eden isimden sıyrıldıkları için Aşık Yunus, Derviş Yunus, Miskin Yunus, Yunus Emrem, Yoğurtçu Yunus gibi nice Yunuslarımız vardır ve onların hepsini Yunus Emre zannederler. Ciddi büyük sanatkarlar eserlerine imza atmaya lüzum görmezler. Çünkü üslubu beyan ayniyle insandır. Bunun gibi Türkçe cümle tahlillerine girişildiğinde birinde Çalap birinde Rabbül alemin diyen bir Yunus olmaz. Dolayısıyla Yunus’u da bilmiyoruz. Yazının devamını oku »
Başının yücelere ermesini diliyorsan, dağ gibi, ayağını eteğine çekmelisin. Ey bilgili kişi! Az konuş, dilini çek. Yarın dilsizler için sorgu sual yoktur. Gerçeği bilenler ve onun inci gibi değerli olduğunu anlayanlar, ağızlarını ancak inci saçmak üzere açarlar.
Çok konuşan az dinler. Öğüt ancak sessizliğin değerini bilenleri etkiler. Soluk soluğa durmaksızın konuşacak olursan, başkalarının sözlerinin değerini bilmez, ondan yararlanamazsın.
Ölçülmemiş olan bir kumaş nasıl biçilemezse, ölçülüp tartılmayan bir söz de söylenemez. Doğru ve yanlışı düşünerek konuşanlar, hazırcevapçılardan daha iyidir. Söz, insanın kişiliğinde bir olgunluk ölçüsüdür. Sözle kendini küçültme.
Az konuşan, utanılacak durumlara düşmez. Bir arpa kadar misk, bir yığın çamurdan değerlidir.
Çok konuşandan sakın. Bilginler gibi bir konuş, pir konuş.
Yüz ok attın, tümü boşa gitti. Akıllıysan bir at, hedefi tuttur.
İnsan, işitildiğinde kendisini utandıracak bir şeyi neden söyler?
Kimsenin aleyhinde de konuşma. Belki duvarın ardında bir kulak veren vardır. Gönül, sırları saklayan bir kaledir. Dikkatli ol, kalenin kapısı açık kalmasın. Mum, dili yüzünden yanar. Arif bunu bilir, bu yüzden ağzı kapalıdır.
-Dervişlerden biri,birgün bana,kalbin nasıl olduğunu sordu.
-”Nasıl olduğunu bilmiyorum dedim.”dedim. O;
-”Ben kalbi,üç günlük ay gibi görüyorum.”dedi.
Bunu üstadım ve efendim Şah-ı Nakşibend Hazretlerine anlattım.
-”Bu, onun kalbine göredir.”buyurdu.
Ayakta duruyorduk.Ayağını ayağımın üzerine koydu.Birden kendimden geçtim.
Bütün mevcudatı,Arş-ı a’layı kalbimde bir arada gördüm.Kendime gelince;
Allah(cc)ü Tealaya, kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir.Mahlukların en üstünü,en şereflisi KALBDİR.Kalb, bilinmeyen sırlarla dolu bir alemdir;her şeyi kendinde bulundurur.
Görüldüğü gibi kalb,her şeyden geniş bir latifedir.Böyle olunca, onu bir kimse nasıl anlayabilir.Bunun için Hadis-i kudside Allah(cc)ü Teala;
-”Yere ve göğe sığmam,mü’min kulumun kalbine sığarım.”buyurdu.Bu, derin sırlardandır.”buyurdu.
Türkiye Diyanet Vakfı İnteraktif Kuran-ı Kerim Öğretim Programı
Sizde ailenize yada isterseniz yakınlarınıza bu Program ile hem Kur’an-ı Kerim’i Hemde bilmediğiniz yada takıldığınız Namaz Dualarını Hocanın okuması ile öğreneceksiniz. Aynı şekilde Namaz dualarının arapçaları ve meal’leri ile anlayacak ve aklınızda kalacak şekilde öğreneceksiniz. Kur’an-ı Kerim’i en baştan öğreneceksiniz, bir siz bir hoca okuyacak şekilde. Her müslüman ailenin arşivinde olması gereken bir yazılım.
Tamamen yasaldır, indirdiğinizde açıklamasında da göreceksiniz.
Müslüman âlimler fetva ve içtihatın kurumsallaştırılmasını tartışmak için Malezya’da bir araya geldi. Âlimler, uluslararası bir fetva kurumu ihtiyacına dikkat çekti.
İçlerinde entelektüeller, hukukçular, müftüler, müçtehitler ve akademisyenlerin bulunduğu İslam âlimleri, Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da içtihadı (kişisel muhakeme) ve ifta’yı (fetva verme, yasal hüküm ve kanun koyma) tartışmak yani fetvayı kurumsallaştırmak için bir araya geldi.
Uluslararası Müslüman Birliği Enstitüsü’nde Uluslararası Hale Getirme ve İnnovasyon Bölümü Yardımcı Rektörü Dr. Sano Kutup,”İçtihat ya da entelektüel çaba vahyin ve gerçekliğin anlaşılması ve muhakemesi için her zaman hayati yol olmuştur” dedi. Kutup 21’nci Yüzyılda İçtihat ve İfta’nın yeri: Sorunlar ve Beklentiler adlı Uluslararası Konferansı’nda şöyle konuştu: “Toplum konularını ve sorunlarını adresleyen ve rehberlik eden kararların yayınlanmasında da merkezi bir referans noktası olmuştur.”
İslam dünyasındaki cehaletin ve yoksulluğun sona erdirilmesinde aktif rol oynayacak yeni oluşumun ilk adımı Cakarta’daki Uluslararası İslam Alimleri Konferansı’nda atıldı.
Okur-yazarlığın artırılması, yoksulluğun azaltılması ve adaletin tesisi için Müslüman alimler, İslam dünyasındaki sorunlara çözüm bulmak ve kürsel barışın tesisi için yeni bir oluşum planladıklarını söylediler. The Jakarta Post’da yer alan habere göre dünyanın dört bir köşesinden 300’den fazla alimin imzasıyla yapılan yazılı açıklamada, “Ulema sans Frontieres (Sınırları olmayan Ulema) kurmaya karar verdik” denildi.
Bismillâhirrahmânirrâhîm.
Kul yâ eyyühelkâfirûne, Lâ a’büdü mâ ta’büdun velâentüm âbidûne mâ a’büd. Vela ene âbidûne mâabedtüm. Velâentüm âbidûne mâabüd Leküm dînüküm ve liyedîn.
Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla. De ki: Ey kafirler! Ben sizin kulluk ettiğinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edenler değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiğinize kulluk edecek değilim. Sizde benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size benim dinim bana.
Mekke’nin dünyanın merkezi olduğunun ispatlanmasının ardından İslam âlimleri Doha’da toplandı. Âlimler, Greenwich saati yerine Mekke saati kullanılması çağrısında bulundu.
Salı, 22 Nisan 2008 10:04
Jeoloji ve İslam Hukuku konusunda uzman Müslüman ilim adamları, önceki gün Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen “Dünyanın Merkezi Mekke” adlı konferansta bir araya geldi. İlim adamları, dünya saat ayarlamasında ölçü alınan ve Greenwich olarak bilinen saat dilimi yerine Mekke saat diliminin ölçü olarak alınmasını talep etti. Bilindiği gibi Mekke-i Mükerreme’nin dünyanın merkezi olduğunu savunan teori yakın zamanda yapılan bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştı.
Katılımcılar, Greenwich saati (GMT = Greenwich Mean Time) yerine Mekke saatinin esas alınarak ortak İslami bir saat diliminin oluşturulması çağrısında bulundu. Çünkü Mekke saati dünyanın her yerinden kıble yönünü belirliyor, akrepleri klasik saatlerin aksine Kâbe-i Şerif etrafında yapılan tavaf hareketleri gibi soldan sağa doğru dönmektedir.
Es war einmal eine Zeit, da lebte ein alter Mann in Basra, dessen einzige Beschäftigung die Fürsorge und Liebe zu seinem Sohn, einem jungen hübschen Mann, war.
Der alte Mann investierte sein gesamtes Geld für die Erziehung seines Sohnes. Dieser junge Mann ging für einige Jahre weg und bekam eine Erziehung in einer sehr bekannten Universität unter den größten Gelehrten seiner Zeit.
Der Tag kam, wo der Sohn von seinen Studien zurückkam und der alte Mann an der Tür auf seinen Sohn wartete. Als der Sohn kam und seinen Vater traf, schaute der alte Mann in seine Augen und empfand große Enttäuschung. „Was hast du gelernt mein Sohn?“, fragt er. „Ich habe alles gelernt was es dort zu lernen gab, Vater.“, antwortete der Sohn. Der Vater fragte dann: „Hast du aber auch das gelernt, was man nicht lehren kann?“ und der alte Mann sagte weiter: „Geh mein Sohn und lerne das, was man nicht lehren kann!“
Açıklama : Hüccet’ül İslam Ebu Hamid Bin Muhammed El Gazali’nin önde gelen talebelerinden birisi, yıllarca onun hizmetine devam etmiş, ilimleri en ince noktasına varıncaya kadar öğrenmiş, ruhi ve ahlâki faziletlerini geliştirerek kendisini olgunlaştırmıştı.
Günün birinde kendi kendine düşünürken aklına şöyle bir fikir geldi ve dedi ki: “Şimdiye kadar çeşitli ilimler okudum, gençliğim bunları öğrenmek ve toplamakla geçti. Şimdi bu bilgilerden hangilerinin yarın öldüğümde ahirette bana faydalı ve kabrimde yardımcı olacağını bilmem lâzım ki, lüzumsuz olanları terkedeyim. Nitekim Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle dua etmişti: Allah’ım! Faydasız ilimlerden sana sığınırım.”