Kurtulus Gemisi Sohbet Kesiti – Dr.Dilaver Selvi

Perşembe, 19. Mart 2009

Dr.Dilaver Selvi´nin “Kurtulus Gemisi” Sohbetinden bir Kesit …
Zamanimizin Nuh(as) Gemisi misali …

Ümmet için Ağlayan Aşıklar…

Hak dostu, aşk rehberi Hazreti Mevlâna(K.S.) zamanında şöyle bir olay yaşanmıştır.

Fakih Sirâceddin Tatar-ı Konya’ya gelerek Hazreti Mevlâna’ya tâbi ve teslim olmuş, ondan edep ve ilâhî aşk dersleri alıyordu. Bir gün Hazreti Mevlâna, ona iltifat buyurup:

“Sirâceddin, hazır ol bu gece seni yanıma alacağım, özel sohbetimde bulunacaksın” dedi.

Yazının devamını oku »


Alevilik ‘tire’ Bektaşilik diye bir şey yok – Tuğrul İnançer

Pazartesi, 16. Mart 2009

Gülcan TEZCAN’ın röportajı

Sadece dini hayatımızın değil sosyal ve kültürel hayatımızın da temel dinamiklerinden biri olan tasavvuf, popüler kültürün ilgi alanına da fazlasıyla girmeye başladı son yıllarda. Ancak tasavvuf böylesi kolay ‘tüketim nesnesi’ haline getirilebilecek bir alan değil. Başlı başına bir ilim dalı. Bundan bihaber olarak tasavvuftan beslendiğini söyleyip eser verenler çoğu zaman ciddi bilgi yanlışlarına düşüyorlar. Bu anlamda toplumun tasavvuf konusundaki bilgisizliğini, tasavvuf denildiğinde neden belli manevi şahsiyetler etrafında dönüp durulduğunu İstanbul Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu Müdürü Ömer Tuğrul İnançer’le konuştuk. Söz uzayıp gitti ama siz okurlara yerimizin sınırlı olmasından dolayı sohbetten bu kadar hisse düştü.

Son yıllarda Mevlana’yla ilgili ve Mevlana’dan esinlenerek yazılan popüler kitapların sayısında bir artış var. Tasavvufa bir ilgi mi var yoksa geçici bir heves mi?
Bugün Türkiye’de manevi şahsiyet olarak üç isim etrafında döner durur bütün cahiller. Siyasetçisi de böyledir kendini edebiyatçı zanneden de böyledir. İstisnalar kaideleri kuvvetlendirir. Türkçe yazdığı iddia edildiği için Türkçecilikten kaynaklanan bir Yunus Emre. Acaba anlıyorlar mı Yunus Emre’yi? “Çıktım erik dalına anda yedim üzümü, bostan ıssı kakıyıp der ne yersin kozumu”. Bu orijinal Yunus Emre dörtlüğüdür. Anlasınlar bakayım. Ayrıca koskoca Yunus Emre divanı diye basılan kitaplardaki şiirlerin kısmi küllisi Yunus Emre’nin değildir. Çünkü Türkiye’de Yunus’luk bir
Tasavvuf mektepte öğrenilmez. Hiç kimse kitap okuyarak yüzme öğrenmez. Suya giren yüzmeyi öğrenir. İhtiyaç var o ayrı mesele. Ama bugün kimse tasavvuf öğrenemez. Tasavvuf tekkede öğrenilir mektepte değil.
meslektir. Tasavvuf terbiyesi almış bir çok zevatı kiram benlikten ve o benliği ifade eden isimden sıyrıldıkları için Aşık Yunus, Derviş Yunus, Miskin Yunus, Yunus Emrem, Yoğurtçu Yunus gibi nice Yunuslarımız vardır ve onların hepsini Yunus Emre zannederler. Ciddi büyük sanatkarlar eserlerine imza atmaya lüzum görmezler. Çünkü üslubu beyan ayniyle insandır. Bunun gibi Türkçe cümle tahlillerine girişildiğinde birinde Çalap birinde Rabbül alemin diyen bir Yunus olmaz. Dolayısıyla Yunus’u da bilmiyoruz.
Yazının devamını oku »


Şeyh Sadi-i Şirazî (K.S.) – MUM DİLİ YÜZÜNDEN YANAR

Çarşamba, 12. Kasım 2008
MUM DİLİ YÜZÜNDEN YANAR

Başının yücelere ermesini diliyorsan, dağ gibi, ayağını eteğine çekmelisin. Ey bilgili kişi! Az konuş, dilini çek. Yarın dilsizler için sorgu sual yoktur. Gerçeği bilenler ve onun inci gibi değerli olduğunu anlayanlar, ağızlarını ancak inci saçmak üzere açarlar.

Çok konuşan az dinler. Öğüt ancak sessizliğin değerini bilenleri etkiler. Soluk soluğa durmaksızın konuşacak olursan, başkalarının sözlerinin değerini bilmez, ondan yararlanamazsın.

Ölçülmemiş olan bir kumaş nasıl biçilemezse, ölçülüp tartılmayan bir söz de söylenemez. Doğru ve yanlışı düşünerek konuşanlar, hazırcevapçılardan daha iyidir. Söz, insanın kişiliğinde bir olgunluk ölçüsüdür. Sözle kendini küçültme.

Az konuşan, utanılacak durumlara düşmez. Bir arpa kadar misk, bir yığın çamurdan değerlidir.

Çok konuşandan sakın. Bilginler gibi bir konuş, pir konuş.

Yüz ok attın, tümü boşa gitti. Akıllıysan bir at, hedefi tuttur.

İnsan, işitildiğinde kendisini utandıracak bir şeyi neden söyler?

Kimsenin aleyhinde de konuşma. Belki duvarın ardında bir kulak veren vardır. Gönül, sırları saklayan bir kaledir. Dikkatli ol, kalenin kapısı açık kalmasın. Mum, dili yüzünden yanar. Arif bunu bilir, bu yüzden ağzı kapalıdır.

Şeyh Sadi-i Şirazî (k.s.)


Kalbin Şekli – ŞAH-I NAKŞİBEND(K.S.)

Çarşamba, 12. Kasım 2008

ŞAH-I NAKŞİBEND(K.S.) HAZRETLERİNİN TALEBESİ ALAÜDDİN-I ATTAR(K.S.) HAZRETLERİ ANLATIYOR:

-Dervişlerden biri,birgün bana,kalbin nasıl olduğunu sordu.
-”Nasıl olduğunu bilmiyorum dedim.”dedim. O;
-”Ben kalbi,üç günlük ay gibi görüyorum.”dedi.
Bunu üstadım ve efendim Şah-ı Nakşibend Hazretlerine anlattım.

-”Bu, onun kalbine göredir.”buyurdu.
Ayakta duruyorduk.Ayağını ayağımın üzerine koydu.Birden kendimden geçtim.
Bütün mevcudatı,Arş-ı a’layı kalbimde bir arada gördüm.Kendime gelince;

-”Gördüklerini anlat.” buyurdu.Anlattım.Bunun üzerine;

-”Kalb budur.O dervişin sandığı gibi değil.

Allah(cc)ü Tealaya, kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir.Mahlukların en üstünü,en şereflisi KALBDİR.Kalb, bilinmeyen sırlarla dolu bir alemdir;her şeyi kendinde bulundurur.

Görüldüğü gibi kalb,her şeyden geniş bir latifedir.Böyle olunca, onu bir kimse nasıl anlayabilir.Bunun için Hadis-i kudside Allah(cc)ü Teala;

-”Yere ve göğe sığmam,mü’min kulumun kalbine sığarım.”buyurdu.Bu, derin sırlardandır.”buyurdu.


Kâfirun Suresi

Cumartesi, 26. Temmuz 2008

Bismillâhirrahmânirrâhîm.
Kul yâ eyyühelkâfirûne, Lâ a’büdü mâ ta’büdun velâentüm âbidûne mâ a’büd. Vela ene âbidûne mâabedtüm. Velâentüm âbidûne mâabüd Leküm dînüküm ve liyedîn.

Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla. De ki: Ey kafirler! Ben sizin kulluk ettiğinize kulluk etmem. Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edenler değilsiniz. Ben sizin kulluk ettiğinize kulluk edecek değilim. Sizde benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz. Sizin dininiz size benim dinim bana.

Kâfirun Suresinin Tefsiri

Tefsir-i Kebir Mefâtihu´l Gayb

Fahruddin er-Râzi(K.S.)

Yazının devamını oku »


İmam-ı Gazâli – Eyyühel Veled (Ey Oğul)

Cumartesi, 26. Temmuz 2008

Açıklama : Hüccet’ül İslam Ebu Hamid Bin Muhammed El Gazali’nin önde gelen talebelerinden birisi, yıllarca onun hizmetine devam etmiş, ilimleri en ince noktasına varıncaya kadar öğrenmiş, ruhi ve ahlâki faziletlerini geliştirerek kendisini olgunlaştırmıştı.

Günün birinde kendi kendine düşünürken aklına şöyle bir fikir geldi ve dedi ki: “Şimdiye kadar çeşitli ilimler okudum, gençliğim bunları öğrenmek ve toplamakla geçti. Şimdi bu bilgilerden hangilerinin yarın öldüğümde ahirette bana faydalı ve kabrimde yardımcı olacağını bilmem lâzım ki, lüzumsuz olanları terkedeyim. Nitekim Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem şöyle dua etmişti: Allah’ım! Faydasız ilimlerden sana sığınırım.”

Yazının devamını oku »